Şi Cinping Kuzey Kore’de
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, yaklaşık yedi yıl aradan sonra Kuzey Kore’ye giderek Pyongyang yönetimiyle ilişkilerde yeni bir sayfa açma mesajı verdi. Ziyaretin resmi dili “dostluk” ve “tarihi bağlar” üzerine kurulsa da, zamanlama Pekin açısından daha derin bir stratejik hesabı gündeme getiriyor. Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un’un son dönemde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile askeri ve ekonomik ilişkileri hızla güçlendirmesi, Çin’in Pyongyang üzerindeki etkisini koruma ihtiyacını daha görünür hale getirdi.
Çin ile Kuzey Kore, ilişkilerini uzun yıllardır Kore Savaşı’na atıfla “kanla kurulan dostluk” olarak tanımlıyor. Ancak son yıllarda iki ülke arasındaki güven sorunu giderek belirginleşti. Kuzey Kore’nin Rusya ile karşılıklı savunma anlaşması imzalaması, Moskova’ya mühimmat ve asker desteği sağladığı iddiaları ve karşılığında petrol, gıda, yardım ve askeri teknoloji aldığına yönelik değerlendirmeler, Pekin’in bölgedeki nüfuz dengesini yeniden düşünmesine yol açtı.
Şi Cinping’in ziyareti bu nedenle yalnızca sembolik bir dostluk gösterisi olarak görülmüyor. Pekin, sınırında istikrar istiyor; ancak aynı zamanda Kim Jong-Un’un tamamen Moskova’ya yaslanan daha bağımsız ve daha özgüvenli bir lider profiline dönüşmesini de istemiyor. Çin açısından Kuzey Kore hem ABD askerlerinin Çin sınırına yaklaşmasını engelleyen stratejik bir tampon bölge hem de nükleer programı ve füze denemeleriyle bölgesel istikrarı tehdit eden riskli bir ortak konumunda.
Çin’in kaygısı: Kuzey Kore’nin Moskova’ya fazla yaklaşması
Pekin’in asıl endişesi, Rusya’nın Kuzey Kore üzerinde baskın güç haline gelmesi. Çin’in tek resmi savunma anlaşması Kuzey Kore ile olduğu için Pyongyang’ın dış politikadaki yönelimi Pekin açısından doğrudan güvenlik meselesi anlamına geliyor. Kim Jong-Un’un Moskova ile yakınlaşması, Çin’in Kuzey Kore üzerindeki geleneksel nüfuzunu zayıflatabilir ve Pekin’i bölgesel denklemin dışında bırakabilir.
Son dönemde Çin-Kuzey Kore ilişkilerindeki mesafe açık şekilde hissediliyordu. İki ülke, diplomatik ilişkilerin 75. yıl dönümünü düşük profilli mesajlarla geçirdi. Çin’in Pyongyang Büyükelçisi’nin Kuzey Kore’nin kuruluş kutlamalarına katılmaması ve üst düzey temasların sınırlı kalması, ilişkilerdeki soğumaya işaret etti. Buna karşılık Vladimir Putin’in Pyongyang ziyareti ve imzalanan savunma anlaşması, Kuzey Kore’nin Moskova ile ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını gösterdi.
Kim Jong-Un açısından ise tablo birkaç yıl öncesine göre çok daha avantajlı. 2019’da Donald Trump ile yapılan nükleer görüşmelerin sonuçsuz kalması ve ardından koronavirüs salgını nedeniyle ülkenin sınırlarını kapatması, Kuzey Kore’yi ağır bir izolasyona sürüklemişti. Ancak Rusya’nın Ukrayna savaşında Kuzey Kore desteğine ihtiyaç duyması, Kim Jong-Un’a yeni bir manevra alanı açtı. Pyongyang, Moskova ile ilişkilerini güçlendirerek hem ekonomik kaynak elde etti hem de Pekin karşısında elini güçlendirdi.
Bu durum, Kim Jong-Un’un artık yalnızca Çin’e bağımlı bir lider görüntüsü vermek istemediğini gösteriyor. Moskova ile yakınlaşma, Pyongyang için sadece askeri ve ekonomik kazanç değil, aynı zamanda Pekin’den daha fazla taviz koparmanın da aracı olabilir. Turizm, ticaret ve altyapı yatırımları bu başlıklar arasında öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler yaptırımlarının dışında kalan turizm sektörü, Kuzey Kore’nin özellikle Çinli ziyaretçiler üzerinden gelir yaratmak istediği alanlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Nükleer program ve eski güvensizlikler masanın gölgesinde
Ziyaretin en kritik başlıklarından biri Kuzey Kore’nin nükleer programı. Çin resmen nükleer silahlı bir Kuzey Kore’ye karşı çıkıyor. Çünkü böyle bir durum, Güney Kore ve Japonya gibi ABD müttefiklerinin kendi nükleer kapasitelerini gündeme almasına yol açabilir. Ancak Pekin, Pyongyang’a fazla baskı yapması halinde Kuzey Kore’nin daha da fazla Rusya’ya yaklaşmasından endişe ediyor. Bu nedenle Çin’in son dönemde nükleer meselede daha temkinli ve kontrollü bir dil kullandığı görülüyor.
Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden sonra Kim Jong-Un ile yeni bir zirve arayışında olduğu ve Şi Cinping’den Pyongyang’a mesaj iletmesini istemiş olabileceği değerlendiriliyor. Ancak Kim Jong-Un, ülkesinin nükleer programını pazarlık konusu yapan herhangi bir diyaloğa sıcak bakmadığını daha önce açıkça göstermişti. Pyongyang açısından nükleer kapasite, ABD müdahalesine karşı güvence olduğu kadar, Rusya ve Çin’e bağımlılığı azaltan stratejik bir koz anlamına geliyor.
Çin-Kuzey Kore ilişkilerindeki güvensizlik yeni değil. Kim Jong-Un, iktidara geldikten sonra babası Kim Jong-il’den farklı bir çizgi izledi. Kim Jong-il Çin’e daha sık gider ve Pekin’in desteğine daha açık yaslanırken, Kim Jong-Un ilk yıllarında nükleer programı hızlandırdı. İktidarının ilk altı yılında çok sayıda balistik füze ve nükleer deneme yapan Kim Jong-Un, Pekin’in istikrar unsuru olarak gördüğü amcası Jang Song Thaek’i de idam ettirerek Çin ile ilişkilerde ciddi bir kırılma yarattı.
Şi Cinping de bu dönemde Pyongyang’a mesafeli bir tutum sergiledi. Çin lideri, Kim Jong-Un ile görüşmeden önce 2014’te Güney Kore’yi ziyaret ederek Kuzey Kore’ye açık bir mesaj verdi. Kuzey Kore medyasında ise Çin’e yönelik sert ifadeler kullanıldı. İlişkiler ancak 2018’de, nükleer program nedeniyle yaptırımlar ağırlaşınca yeniden toparlanmaya başladı. Kim Jong-Un’un bilinen ilk yurt dışı seyahatini zırhlı treniyle Pekin’e yapması, Pyongyang’ın Çin’i tamamen devre dışı bırakamayacağını gösterdi.
Bugün iki taraf birbirine hem ihtiyaç duyuyor hem de birbirinden rahatsızlık duyuyor. Çin, Kuzey Kore’yi kaybetmek istemiyor; Kuzey Kore ise Çin’in korumasından faydalanmak ama Çin’in kontrolüne girmek istemiyor. Şi Cinping’in Pyongyang ziyareti bu nedenle yalnızca eski dostluğu hatırlatan diplomatik bir temas değil, Kuzeydoğu Asya’da Çin, Rusya ve Kuzey Kore arasında şekillenen yeni nüfuz yarışının önemli bir perdesi olarak öne çıkıyor.
