Türkiye’nin en Büyük Biyografi ve Otobiyografi Sitesi

DİMES


DİMES

DİMES, 1958 yılında Tokat'ta kurulan Türkiye'nin ilk meyve suyu üreticisi şirket. Günümüzde süt ürünleri, limonata ve kahveli içecekler de üretmektedir.

Mustafa Vasfi Diren'in Dimes'i, 1958 yılında Tokat'ta Çay Hamam Sokağı'nda 2500 metrekare büyüklüğündeki bir evin bahçesinde kurmuş. Bugün şirketi, çocukları ve torunları Orhan Ziya Diren, Ali Rıza Diren ve Erol Diren ile Ozan Diren ile beraber yönetiyor.

DİMES, Bursa Ziraat Okulu'ndan mezun olan Mustafa Vasfi Diren'in 1958'de Tokat'ta kendi evinin bahçesinde yaptığı deneysel üretim ile başladı. 1943 yılında mezun olduktan sonra Amasya ve Yalova'da çalışan Diren, 1958 yılında Tokat'a dönmeye ve burada üretim yapmaya karar verdi. Arkadaşlarından aldığı borçla evinin bodrumuna bir şarap havuzu inşa eden Diren, ailesi ve yanında çalıştırdığı bir işçi ile burada şarap üretmeye başladı. Ürettiği şarapları satmak için Dörtnal Meyhanesi adında bir meyhane açan Diren, o tarihlerde Tokat'ta şişe üretimi olmadığı için kadehlerde şarap sattı. 1960 yılında bahçesine yaptırdığı bir yer altı deposu sayesinde şişe üretimine de başlayarak şişe şarap satmaya başladı. 1963 yılında Almanya'ya bir eğitim gezisi düzenleyen Diren, orada aldığı teknik eğitim sonrasında Tokat'ta dönerek ilk seri meyve suyu üretimi başlattı ve DİMES markasını oluşturdu.

Mayıs 2000 tarihinde halka açılmaya karar veren DİMES, 2001 Türkiye ekonomik krizi'nin ortaya çıkmasından ötürü halka arzını erteledi. Haziran 2001'de ise bu karardan vazgeçti. 2005 yılında Türk markası olarak ihracatta 52 ülkeye ulaşan ilk meyve suyu markası olmuştur. Karton ambalajdaki ilk şeker ilavesiz %100 Nar suyu ve %100 Üzüm suyu üretildi. 2019 yılında OBSESSO markası ile soğuk kahve pazarına girmişlerdir.

DİMES'in Aydın, İzmir ve Tokat'ta 3 adet fabrikası bulunmaktadır.

Türkiye’nin tarıma dayalı sanayiyi geliştirerek kalkınacağı iddiasıyla yola çıkan Mustafa Vasfi Diren işe, Tokat ve çevresinde üretilen meyveleri ekonomiye kazandırmayı amaçlayarak 1958 yılında, evinin bodrumunda kurduğu imalathanede şarap üreterek başladı.

İlk adımını diğer meyvelerle değil de üzüm, dolayısıyla şarap üreterek atmasının asıl nedeni, gerekli yatırım sermayesinden yoksun olması kadar, işleyeceği meyvede aradığı kalite sürekliliğini, bölgede o sırada ancak belli bir cins beyaz üzümde (Narince) sağlayabilmesiydi. Böylece endemik bir tür olan Narince üzümlerinden ürettiği “Diren” marka şarapları ve üzüm sularını şişeleyerek satmaya koyuldu.

Vasfi Diren’in kurmaktan bahsettiği iş şarap imalatıydı ama o sırada onu dinleyenler bu işin nerede ve nasıl yapılacağı konusunda fikir sahibi değildi. O, bunun için de bir plan yapmıştı. Onu da açıkladı: Evin, penceresi sokağa bakan misafir odasını ve sofayı yıkacaktı. Evin bu kısımlarından doğan boşluklarla temele inilip oradan kazanılacak yere, toplam kapasitesi 25 ton olacak, sekizer tonluk üç havuz yapılacaktı. İstanbul’dan alacağı bir el presi ve elle çalışan bir üzüm değirmeni aracılığıyla elde edilen şıralar, bu havuzlarda şarap haline getirilecek ve ürettikleri şarabı satacaklardı.

Sonrasında Vasfi Diren, oturduğu evi şaraphaneye çeviriyor ve maaile bu işte çalışmaya başlıyorlar.

Tokat’ın Narince üzümü, hem sofralık hem de şaraplık kalitede, olağanüstü bir cinsti. Diğer üzüm çeşitleri bakımından da zengin bir yerdi, Tokat. Başta Ermeniler olmak üzere, Türkler de evlerinde şarap yapardı. Bölgeye XIX. yüzyılın sonralarında gelip bir de okul kuran Cizvit papazları şarap yapmaya girişmiş, bağcılığın gelişmesine de katkıda bulunmuşlardı. Ermeniler, evlerinde yaptıkları şarapların ihtiyaç fazlasını satarak ek gelir sağlarlardı. Tokat’ta şarap konusunda belli bir tüketim alışkanlığı vardı. 50’li yıllarda Eda Şarapçılık, yerel bir marka olarak ün kazanmıştır. Bölgenin içinde barındırdığı bu özelliği o da bildiğinden, Bursa’daki öğrenciliği sırasında, ziraat sanatları dersinde şarap yapım teknikleri üzerine kafa yormuştu. Çünkü az sermaye ile yapılabilecek en iyi iş şarapçılıktı. Eline geçirdiği Fransızca mesleki dergileri sözlük yardımıyla okuyup bilgi biriktirmiş, konuya ilişkin bazı fotoğrafları kesip saklamış, kuracağı hayali fabrikada hangi alet edevatı kullanacağına kadar her şeyi kararlaştırmıştı. Hatta okuldan mezun olurken, eski bir şarap imalatçısının hurdaya çıkarttığı bir el presi ile üzüm değirmenini satın alıp eve getirmiş, kullanacağı günler için kenarda saklamıştı. Öyleyse gün bugündü. Ermeni köylüler nasıl sırlı küplerde şarap yapıyorsa o da bu havuzlarda aynısı yapabilirdi. Teknikse teknik, bilgiyse bilgi, her şeye hakimdi; kendine güveni tamdı.

Vasfi Diren açmayı düşündüğü meyhane için vakit geçirmeksizin harekete geçerek Behzat Caddesi’nde bir yer kiraladı. Beş-altı metrelik, ön cephesi caddeye, diğer cephesi de Yeşilırmak’a karışan Tozanlı Deresi’ne bakan, derinlemesine bir dükkandı tuttuğu yer. Arka kısmında iyi havalarda masa sandalye konulacak küçük bir alanı da vardı. Meyhanenin dekorasyonunu, küçük kardeşi Necati’nin İstanbullu eşi Meral Hanım üstlendi. Eli bu tür işlere epeyce yatkındı. İstanbul’dan getirtiği dört kenarlı, her bir kenarında birer nal bulunan lamba, kapıyı ve tabelayı aydınlatıyordu. Müşterilerin yüksek taburelere oturduğu, duvarlarında Ömer Hayyam’dan dizelerin yer aldığı, şirin bir yer olmuştu Dörtnal Şarapevi.

O günden sonra Diren gittikçe büyüyor; şarabın yanına meyve suyu üretimi de ekleniyor. Vasfi Diren ise oğlu Orhan Diren'i, yurt dışına eğitime gönderiyor.

Sonrasında zaman geçer, işler büyür ve aile genişler. Vasfi Diren, 1987’de vefat eder ama kurduğu şirketler aile şirketi hüviyetini kaybetmeden, onun gösterdiği ilkelerle yollarına devam ederler. Hatta yukarıdaki paragrafta bahsi geçen Orhan Diren’in oğlu, Vasfi Diren’in torunu Ozan Diren, bugün şirketlerin liderliğini üstlenmiş durumdadır.