İran Devrimi
İran Devrimi
İran Devrimi veya İslam Devrimi, 1979 yılında İran'ın Muhammed Rıza Şah Pehlevi liderliğindeki bir monarşiden, Ruhullah Humeyni yönetiminde İslam hukuku ve Şiî mezhebi görüşlerini esas alan İslam Cumhuriyeti kurulmasına dönüşen popüler hareketin adıdır.
İran Devrimi , 1978-79 yıllarında İran'da gerçekleşen ve 11 Şubat 1979'da monarşinin devrilmesine ve İslami bir cumhuriyetin kurulmasına yol açan halk ayaklanmasıdır.
Devrimin nedenleri arasında Şah yönetiminin halktan destek görmemesi ve son zamanlarda Şah'ın özellikle Amerikalı yetkililerle fazlaca içli dışlı olması sayılabilir. Aslında güç düşüncesi ve Cumhuriyet isteyen Mollalar tarafından güce kavuşmak için Devrim isteği eski zamanlardan beri sürüyordu. Ancak kısa süren ikinci monarşi döneminin ardından Tebriz'den gelen Settar Han ve Bagir Han komutasındaki Kuvayı millî Tahranı ele geçirdikten sonra Cumhuriyet yanlısı mollalar yargılanmış, Şeyh Feyzullah Nuri idam edilmiş ve Devrimciler böylece bastırılmışlardı. Bu baskı şiddetli bir şekilde Şah Rıza Pehlevi döneminde de sürmüş oğlunun döneminde ise daha serbest kalmışlardı. 1902 doğumlu Ruhullah Humeyni, özellikle Beyaz Devrim'in ardından kadınlara oy hakkı verilmesiyle beraber ülke içindeki Batı nüfuzunu bahane ederek, Şah Muhammed Rıza Şah Pehlevi'nin politikalarına açıkça karşı çıktı ve İslam'ın uzlaşmaz bir şekilde devlet politikası olması gerektiğini belirtti. 1960'larda sürgüne gönderilen Humeyni önce Türkiye'de, sonra Irak'ta kaldı. 1978'de Saddam Hüseyin, Humeyni'yi Irak'tan kovunca ABD tekelinden çekinen Fransa ona sahip çıktı.
Humeyni devrimden önce Paris'te kaldı. 1 Şubat 1979'da İran'a milyonların katıldığı bir karşılamayla dönen Humeyni, Devlet Başkanlığına getirildi ve ömür boyu devletin dini ve siyasi lideri olarak kaldı. Devrim sırasında ilk önce liberal, sol ve İslamcı gruplar Şah Muhammed Rıza Şah Pehlevi'yi devirmek için birleşmiş, Şah'ın devrilmesinden sonra ise iktidara yükselen Humeyni, liberal, solcu ve ılıman Müslüman muhalif liderleri ve grupları sindirmiştir. Devrimin oluşum sürecinde rantiyeci devlet modelinin petrol krizleri sonucunda çökmesi etkili olmuştur. Muhammed Rıza Şah Pehlevi'nin İran'ın gereksinimleriyle örtüşmeyen tarım politikaları kırsaldan Tahran'a göçü hızlandırmış ve büyük kentlerde İslam'a yönelen bir sınıf yaratmıştır. İran Devrimi'nin oluşumunda Amerika'nın İnsan Hakları Politikası ivmeyi arttırıcı bir rol oynamıştır. Aydınlar yayınladıkları açık mektuplarla demokratikleşme isteklerini belirtirken, ABD'nin de bu süreçte Şah'a baskı yapacağını düşünmekteydiler. Devrim sürecinde farklı gruplar şahı devirme amacıyla birleşmiş, İslamcılar bu süreç içinde güçlenerek İslam Devrimi ve Demokrasi sloganıyla solcu, muhafazakâr, aydın grup ve halkı birleştirerek zafere ulaştıkları diğer grupları saf dışı bırakarak sonunda İran'daki Monarşi'yi İslam Cumhuriyeti'ne dönüştürmüşlerdir.
Devrim sonucunda İran bayrağından değişmeler olmuş eski Şah yönetimini ve Monarşi'yi simgeleyen Aslan ve Güneş amblemi kaldırılmış, yerine İslam Cumhuriyeti amblemi olan "Allah" yazısının logo şekli konmuş ve çeşitli itirazlara neden olmuş ancak varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Devrim zafere ulaştığında 5 yaşında küçük bir kız olan Marjane Satrapi kendi yaşadıklarını kitabının ardından Persepolis (film) adlı animasyon filmi olarak beyaz perdeye taşımış ve dünya çapında geniş yankıya neden olmuş Canes Film festivalinde Jüri özel ödülüne layık görülmüştür.
Süreç
Büyük devrimlerin bütününde olduğu gibi bu devrimde de birçok etmen bir aradadır. Bu sürecin başlamasına yardımcı olan ilk nedenler arasında 1960'lı yıllarda İran toplumunun geçirdiği yapısal sıkıntılar bulunmaktadır. İran Şah'ının ‘Beyaz Devrim’ olarak nitelendirdiği olay İran'da büyük sorunlar doğurmuştur. Geleneksel monarşi içinde yer alan sınıflar bu devrimden rahatsızlık duymaktaydı ve siyasi roller sistem içerisinde önem kaybetmeye başlamıştı. Bunlara bağlı olarak 1962-1975 yılları arasında şehirde orta sınıf kavramının oluşması, kırsal alanlardan büyük şehirlere göçlerin başlamış olması ve yanında gelen ekonomik olaylar, yoksullaşan bu halk kitlesinin devrimdeki temel sacayaklarını oluşturmaktaydı.[4] Beyaz Devrimin ardından memnun olmayan Cumhuriyet için mücadele eden Mollalardan biri olan Humeyni 1963'te Şaha karşı vaaz vermeye başladı. o dönemde kaynaklarını kullanarak ciddi bir ekonomik güce kavuşmaya başlayan İran, SAVAK adında halkına zulüm ve işkence edecek istihbarat örgütü kurdu ve İmam Humeyni çeşitli dönemlerde hapse atıldı. Sonunda idam cezasına çarptırılan İmam Humeyni Ayetullah el-Uzma Şeriatmedari tarafından idam edilmesin diye "en büyük Ayetullah" anlamına gelen ve 12 İmamcıların mezhebinde idamı caiz olmayan merci-i taklid makamına bir gecede getirildi. Şah, İmam Humeyni'yi idam edemeyince onu Irak'a sürdü. Saddam'ın kendisi Sünni olduğu için Şii bir Molla'yı ülkesinde istemedi, bir süre sonra onu sınır dışı etti. İmam Humeyni önce Türkiye'de Bursa'ya daha sonra da Fransa'ya Paris yakınlarına sürüldü. bu süre içinde İran'da çeşitli gelişmeler yaşanıyordu. İran şahı İran'ı kendisine bağlı modern bir ülke hâline getirmek için çabalıyordu.
Farsçada Diriliş anlamına gelen Rastahiz Partisi Emir Abbas Huveyda başkanlığında kuruldu ve Hüveyda başbakan oldu. Onun başbakanlığı döneminde enflasyona karşı ciddi bir mücadele başladı. Ayrıca dövize doyan İran hazinesi İngiltere dâhil olmak üzere yabancı ülkelere borç vermeye başladı. (yabancı ülkelere verilen borç daha sonra Emir Abbas Huveydanın göstermelik mahkemesinde vatana ihanet olarak tanınacak ve tek celsede idam cezası alması için işlediği suçlardan sayılacaktı). Enflasyona karşı mücadeleden bazari denen İran piyasasına hâkim olan görüntüde küçük ama içeride büyük esnaf zararlı çıkınca onlardan aldıkları destekle şaha karşı çıkan Mollalara daha çok destek olmaya başladılar öte yandan Beyaz Devrimin sonucu olarak hızla şehirlere göçmüş eğitimsiz ve geleneksel dini inançların etkisiyle Mollaların etkisi altında kalan halk Mollaların arkasında işçi tabakası da şaha muhalif Sovyetler yanlısı Tudeh Partisinin arkasında durmaya başladı. 1961'de Komünistler ve Dindarlar bu iki ittifak kurmaya ve şahın aleyhine çalışmaya başladılar. Rastahiz Partisi'nin iktidarı süresince milyonlarca dolar kârdan mahrum kalmış ve özellikle yabancı sermayenin girişi ve büyük fabrikaların kurulmasıyla bu durumun artacağını düşünen Bazari(esnaf)ler Marksizm ile muhalif olsalar da bu fikre destek verdi. 1961'den beri sokak protestoları inişli çıkışlı devam etmekteydi. Kimi zaman bu protestolar Jale Meydanı protestosu gibi kanlı bastırılmış ancak günümüz İran hâkimiyetinin şah rejimine sorumluluğu yüklemesine rağmen hala açılan ateşin emrinin kimin verdiği gizemini korumaktadır. Şah yanlısı ordu komutanları kesinlikle bu sorumluluğu kabul etmemiş kayıtlarda da hiçbir şey görünmemektedir. Kimi düşünürler ve yazarlar o dönemde orduya nüfuz etmiş Tudeh partisinin perde arkası faaliyetine ve kimi yazar da bu olayı dindarların işi olduğunu iddia etmektedir.
1971'den beri protestoların hızı giderek artmaya başladı. Üniversite öğrencileri zamanının popüler düşüncesi olan Marksizm-Sosyalizm ile tanışmış çoğu aydın olarak kabul ettikleri Tudeh partisine katılmış ve şah aleyhine düzenlenen protestolara Komünist cepheden katılıyordu. 1979'a doğru Tahran başta olmak üzere çoğu üniversite ders programına devam edemez duruma gelmişti. Devrime Sol kanattan katılan başta Hava kuvvetleri olmak üzere ordu subayları da katılıyordu subayların çoğu Hümafer denilen yurt dışında ileri düzeyde eğitim almış dini Marksizm düşüncesini benimsemiş hava kuvvetleri pilotları idi. Bu grup Devrimin zaferine doğru Silah depolarının kapılarını halka açacak ve devrimcilerin silahlanmasını sağlayacaktı ancak devrimin zaferinin ardından birçoğu ya hapse atılacak ya da idam edilecekti. Hava kuvvetleri 1979'a doğru büyük grevlere sahne olmaya başlamıştı ve durum iyice şahın kontrolünden çıkmak üzereydi. Şah çeşitli aksiyonlarla protestocuları memnun etmeye çalıştı ancak başaramadı. Halkın kışkırtılmasında etkisi olan ana unsurlardan biri de şahın dine karşı olması ve halkı kandırmak için verdiği çabaya karşılık mollaların verdiği tepkiden ibaretti. Şah ve iktidardaki Rastahiz Partisi özellikle köyler ve Kızların eğitimine ciddi önem veriyor ve bu durum Komünist ve Dindar kesiminin tepkisini çekiyordu. Türkiye'deki Köy Enstitülerine benzer enstitüler oluşturan Rastahiz Partisi köyleri eğitmeye ve dindar Mollaların etkisini eğitim ile azaltmaya çalışıyor ancak bu durum mollaların etkisi altında olan çocuklar ve gençlerin ebeveynlerinin tepkisini çekiyordu.
Şah 1970'lerde Amerika ile ittifak kurmuş, Ortadoğu'nun süper gücü durumuna gelmişti, İran'ın gücünün yanında seslerini çıkartamayan ezeli düşman Arap dünyası bu duruma tepkiliydi. Sol ekibi, şahı halka ait Petrol gelirinin silahlara ve Molla ekibi paranın dini değerlerin aleyhine çalışmak için turistikleşmeye harcamayla suçluyordu ancak her iki ekip de birbirini destekliyordu. 1972-76 arası İran tüm politik çalkantılara rağmen neredeyse sıfır enflasyon ile gidiyordu ve bu durum bazarileri iyice kışkırtmaya yaramıştı. (Bu durumu Emir Abbas Hüveyda'nın göstermelik mahkemede yargılanırken onu yargılayan Molla savcının usulüne uygun olmayan üslup ile suçlamasına yaptığı avukatsız savunmada cebindeki İran yapımı tükenmez kalemi çıkararak söylediği "benim dönemimin başlangıcında bu kalem 1 Riyal idi iktidarım bittiğinde de 1 Riyal idi" sözünden iyice anlaşılabilir.) Nihayetinde 1979'da protestolar çığırından çıktı 16 Ocakta Şah Kahire'ye gitti ve 1 Şubat 1979'da İmam Humeyni İran'a döndü. İmam Humeyni'nin Air France'a ait Boeing 747'de bir gazetecinin "İran’a dönüşte ne duygunuz var?" sorusuna "Hiç" cevabı vermesiyle[5] çoğu aydın onu desteklemekten vazgeçtiği iddia edilir ve birçok İslam Cumhuriyeti muhalifi hala o konuşmayı hatırlatarak İran'ın nasıl bir rejime emanet edildiğini hatırlatır.
İmam Humeyni Tahrana dönüşte yaptığı ilk konuşmada "ben hükûmet tayin ederim, ben yumrukla mevcut şah hükûmetinin ağzına vururum" cümlesiyle Güçlü bir İslam Cumhuriyeti oluşturacağının sinyallerini vermiştir. Ancak 1 Şubat-11 Şubat arası kara kuvvetleri şaha bağlı kalarak dönemin Musaddık yanlısı liberal başbakanı Şapur Bahtiyar hükûmeti resmî hükûmet olarak kalmış, Mehdi Bazergan İmam Humeyni'nin tayin ettiği hükûmet olarak hâkim olmaya çalışmıştır. Nihayetinde 11 Şubat 1979'da Şapur Bahtiyar istifa etmek zorunda kaldı ve üniversite yıllarını geçirdiği Fransa'ya kaçtı, 6 Ağustos 1991'de İslam Cumhuriyeti istihbarat bakanlığı ajanlarınca evinde öldürüldü. Katili hâlen Fransa'da hapiste bulunmaktadır.
