12 Mart Muhtırası
12 Mart Muhtırası, 12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst komuta kademesi tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a verilen ve mevcut hükûmetin istifaya zorlanmasıyla sonuçlanan askerî müdahaledir. Muhtıra; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur tarafından imzalanmıştır.
Bu müdahale, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Türk siyasal hayatındaki ikinci doğrudan askerî müdahale olarak kabul edilir. 12 Mart süreci, parlamentonun feshedilmediği, anayasanın tamamen askıya alınmadığı; ancak siyasal yaşamın askerî vesayet altında yeniden şekillendirildiği bir dönem olmuştur.
9 Mart 1971 Darbe Teşebbüsü
12 Mart muhtırasından hemen önce, TSK içinde gizli bir yapılanma tarafından 9 Mart 1971 tarihinde planlanan farklı bir darbe girişimi söz konusuydu. Başında Emekli Korgeneral Cemal Madanoğlu’nun bulunduğu ve “Millî Demokratik Devrim” anlayışını savunan bu grup, parlamenter sistemi yetersiz görmekte ve ordu öncülüğünde devrimci bir müdahale planlamaktaydı.
Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim gazetesi etrafında toplanan ve içlerinde Hasan Cemal’in de bulunduğu bazı aydınlar, bu çizgide bir askerî müdahaleyi savunuyordu. Ancak cunta içine sızan Mahir Kaynak ve Mehmet Eymür gibi Millî İstihbarat Teşkilatı mensuplarının verdiği bilgiler doğrultusunda girişim önceden tespit edilmiştir.
Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve 1. Ordu Komutanı Faik Türün’ün müdahalesiyle 9 Mart planı engellenmiş; adı geçen subaylardan Orgeneral rütbesinden düşük olanlar resen emekliye sevk edilmiştir. Başta Tümgeneral Celil Gürkan olmak üzere birçok isim tasfiye edilmiştir.
Muhtıranın İçeriği ve İlanı
12 Mart 1971 günü saat 13.00’te TRT radyolarından okunan muhtıra metninde, parlamentonun ve hükûmetin ülkeyi anarşi, kardeş kavgası ve ekonomik huzursuzluk ortamına sürüklediği belirtilmiştir. Metinde Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma umudunun zedelendiği ve anayasanın öngördüğü reformların gerçekleştirilemediği ifade edilmiştir.
Muhtıra, partiler üstü bir anlayışla güçlü ve inandırıcı bir hükûmetin kurulmasını talep etmiş; aksi takdirde silahlı kuvvetlerin yönetime doğrudan el koyacağı uyarısında bulunmuştur. Bu bildiri üzerine dönemin Başbakanı istifa etmiş ve hükûmet düşmüştür.
Muhtıra Sonrası: Reform Hükûmeti
Ordu doğrudan yönetime el koymamış; ancak siyasi süreci askerî denetim altında şekillendirmiştir. Parlamento feshedilmemiş, siyasi partiler kapatılmamış ve anayasa askıya alınmamıştır. Ancak siyasal ortam köklü biçimde değişmiştir.
Partiler üstü bir teknokrat hükûmet kurulması amacıyla CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim üzerinde uzlaşılmıştır. Erim, 26 Mart 1971’de partisinden istifa ederek bağımsız başbakan sıfatıyla “reform hükûmeti”ni kurmuştur. Bu hükûmet döneminde anayasa değişiklikleri yapılmış ve yürütmenin yetkileri artırılmıştır.
Balyoz Harekâtı ve Baskı Dönemi
12 Mart sürecinde güvenlik politikaları sertleşmiş, özellikle sol görüşlü örgütler ve yayınlar hedef alınmıştır. İsrail Başkonsolosu’nun Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi militanları tarafından kaçırılıp öldürülmesi sonrasında ilan edilen operasyonlar kapsamında geniş çaplı gözaltılar yapılmıştır.
“Balyoz Harekâtı” olarak anılan süreçte TİP ve DİSK kapatılmış; çok sayıda kişi tutuklanmış ve sıkıyönetim uygulamaları yaygınlaştırılmıştır. Bu dönem, ifade özgürlüğünün ve siyasal faaliyetlerin ciddi biçimde sınırlandığı bir ara rejim niteliği taşımıştır.
1973 Seçimleri ve Sivil Siyasete Dönüş
12 Mart süreci, 14 Ekim 1973 genel seçimleriyle sona ermiştir. Bu seçimlerde TBMM 15. dönem milletvekilleri belirlenmiş; 185 milletvekili çıkaran CHP birinci parti olmuştur. Bülent Ecevit başbakanlık görevini üstlenmiş ve Türkiye yeniden sivil siyasete geçmiştir.
Tarihsel Değerlendirme
12 Mart Muhtırası, Türk demokrasi tarihinde askerî vesayetin kurumsallaşmasının önemli aşamalarından biri olarak değerlendirilir. Parlamento açık kalmış olsa da siyasal karar alma süreçleri ordu denetimi altında gerçekleşmiştir. 1961 Anayasası’nın özgürlükçü hükümleri daraltılmış, yürütme güçlendirilmiştir.
Bu müdahale, bir yandan ülkedeki siyasal şiddeti sona erdirme ve istikrar sağlama iddiasıyla savunulmuş; diğer yandan demokratik sürece yapılan bir askerî müdahale olarak eleştirilmiştir. 12 Mart dönemi, 1970’ler boyunca devam eden siyasi ve toplumsal gerilimlerin öncülü olmuş; 1980’de gerçekleşecek 12 Eylül 1980 Darbesi’ne giden sürecin kilometre taşlarından biri olarak kabul edilmiştir.










